warning: Creating default object from empty value in /home/kundak/domains/kundak.org/public_html/kadin/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

RUH

Güzel olan kim?

Sokaktan geçerken Yusuf’un yüzünün nuru o civarda bulunan köşklerin, evlerin pencerelerinden, kafeslerinden içeriye vurur, düşerdi.
Köşklerde bulunanlar: “-Belli ki Yusuf gezmeye çıktı, şimdi buradan geçiyor!” derlerdi.

Köşede bucakta oturanlar da duvarlarda ışıklar, parıltılar görünce, Yusuf’un oradan geçtiğini anlarlardı.
Yusuf’un geçtiği sokağa penceresi bulunan ev, onun oradan geçişinden şereflenir, nurlanırdı.
(Ey kardeş!) Aklını başına al da evinin penceresini Yusuf’un geçtiği sokağa aç; ve pencerenin önüne oturup onu seyret!
Âşık olmak demek, nur gelen tarafa pencere açmaktır. Çünki gönül, gerçek dostun yüzü ile aydınlanır, nurlanır.
(Mevlana, Mesnevi, c. IV. 3091-3096)

Güzelin kim olduğunu ne vakit unuttuk, ya güzelliğin neliğini ne zaman?..

Sevgi şifadır

Derler ki:"Sevgi, ruhlar arasindaki benzesmeden dolayi olusan imtizac ve kaynasmadan ibarettir. Nitekim bir suyu diger bir suya karistirinca birbirinden ayiklamak imkansizdir. Bu nedenle iki sahis arasindaki sevgi öyle bir noktaya varmaktadir ki, birisi digerinin acisini duyar olur; onun haberi olmadan yakalandigi hastaliga yakalanir."
Sevgi ayni kaderi paylasmaktir. Öyle bir paylasma ki iki tarafin kalbine huzur ve ferahlik getirsin; hastaliklara deva olsun. Çünki paylasilmayan sevgi yalnizca bir dert ve acidan ibarettir. Eger esit bölünmezse, gönlü, sevginin diger yarisi olan dert istila eder. Sevgi ayni kaderi paylasmaktir. Öyle bir paylasma ki iki tarafin kalbine huzur ve ferahlik getirsin; hastaliklara deva olsun. Çünki paylasilmayan sevgi yalnizca bir dert ve acidan ibarettir. Eger esit bölünmezse, gönlü, sevginin diger yarisi olan dert istila eder.
Bu yüzden tek tarafli sevgi aci; karsilikli sevgi de sevinç verir. Birbirini seven iki kisi arasinda sevgileri derecesinde bir benzerlik vardir. Menfaatlerde, karakterde veya amaçlardaki benzerlikler gibi.

Ruhumuzla buluşmak...

Meksika'da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar. Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola çıkıyorlar. Sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar. Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor, "Hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik?"

Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki;

"Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik..."

Kimliğiniz ,üzerinize oluyor mu?

Adamın biri bir terziye gelmiş ve bir takım elbise denemiş. aynanın önünde
dururken yeleğin alt kısmının bir parça eğri büğrü olduğunu fark etmiş.
''ah'' demiş terzi, ''bu konuda endişelenmeyin. sadece daha kısa olan ucu
sol elinizle çekiştirin, kimse bir şey fark etmeyecektir.''
müşteri bunu yapmaya çalışırken ceketin klapasının, düz duracağına,
kıvrıldığını farketmiş.
''a, o mu?'' demiş terzi. ''bu hiçbirşey değil. sadece kafanızı biraz
çevirin ve çenenizle aşağı doğru bastırın.'' müşteri razı olmuş ve bunu
yaparken pantolonlarının iç dikişlerinin biraz kısa, arkanın da epey sıkı
olduğunu hissetmiş. ''a, bu konuda endişelenmeyin'' demiş yine terzi.
''sadece iç dikişleri sağ elinizle aşağı doğru çekin, her şey mükemmel
olacak.''

RUHUN GÖZ YAŞLARI

'Çocuklar da evlenip gittikten sonra' diyor karşımdaki acılı yüz, 'hayatta tutunacak bir şeyim kalmadı. Gün be gün kedere gömüldüm'. Bu sözler bir gazete kesiğinin üzerinde asılı duruyor. Belleğin tavan arasına kaldırılmış ve karşılaşılan yeni bir cümleyle yeniden hayata karışan onlarca yüzden ve sözden bir tanesi.

Gazetede âşinası olduğumuz türden bir haber, bir uzman, kendi gözlem ve tahminlerine dayanarak ev kadınlarında depresyonun yaygın olduğundan söz ediyor.Ağlayan kadınların bir bölüğü, benim sezebildiğim kadarıyla, yitirdikleri hayatlarına ağlıyorlar. Evliliğin cehennem azabına döndüğü evlerin kadınları, bütün hayat enerjilerini çocuklarına yöneltir ve onlarla birlikte kendilerini var ederler. Onlar da evlenip gittiklerinde, hele de hayırsız gelin veya damatlara, anaya olan borcu ufak sevgi kırıntılarıyla da olsa geri ödemeye yanaşmayan 'el çocukları'na gittiklerinde, geriye büyük bir boşluk kalır.

Kaybetmeden bir daha düşünün!!!

KAYBETMEDEN BIR KEZ DAHA DÜŞÜNÜN

Terentius, "Onunla her seyi paylasmak zevkinden mahrum kalinca, hiçbir
zevki
tatmamaya karar verdim"
demis, yitirdigi bir dostunun ardindan.

Nasil bir insandan bahseder Terentius? Karsisinda zavalli gibi görünmekten
korkmadigimiz, bizi degistirmeye degil
zenginlestirmeye çalisan, yargilayan degil, kendimizi sorgulamamiza yardimci
olan biri midir yitirilen?

Sabahin 3'ünde çaldigimiz kapisini açtiginda, tek kelime etmeden kollarina
atilip aglayabilecegimiz bir insan midir Terentius'un acisini bu sekilde
dillendiren?

Yiyecekleri ruh halinize göre seçin

Yiyecekleri ruh halinize göre seçin

Yediğiniz ya da içtiğiniz her şeyin, ruh durumunuzu yakından etkilediğini biliyor muydunuz?

Bu konuda doyurucu bir bilgiye sahipseniz belki de kendi kendinizin psikolojik danışmanı olabilir ve ufak tefek rahatsızlıklarınızı tedavi edebilirsiniz. Bunu yaparken de kimyevi ilaç kullanma zorunda kalmayacağınız için, ilaçların yan etkilerinden de uzak durmuş olursunuz.

Alternatif tıp da denilen bitkilerle tedavi uzun yıllardan beri kullanıyor. Her kış geldiğinde bir aktara uğrayıp –ilaç niyetine– 100 gram ıhlamur, biraz kuşburnu, bir tutam zencefil, bir demet papatyayı sardırıp evimizin yolunu tutmuyor muyuz? Bütün bunlar fiziksel rahatsızlıklar için kullanabileceğimiz, bitkiler. İşin bir de manevi tarafı var. Yediklerinizi ya da içtiklerinizi ruh durumunuza göre seçerseniz bu konuda da belli bir rahatlık elde ebebilirsiniz. İşte size hangi durumlarda ne yiyip ne

Ruhsal Enerji İstemeye Bağlanmıştır

Ruhanî gücümüz bizi kuşatan ruhsal enerjiyle beslenir ve ruhsal enerjimizin gelişmesi, tüm kimliğimizin gelişmesinin vesilesidir. Dua etmeyenler, ruhsal enerjiye kapalıdırlar.

Evren, sınırsız güneşe açılan pencereler gibidir. Evrendeki her oluş, o sınırsız enerjiden beslenerek gerçekleşir.
Güneş, açılan pencereden girecek; pencereyi genişlettiğinizde ışığın hacmi artacaktır.
Evrenin Yaratıcısı her varlığa özel bir doğa (fıtrat) vermiş; her şeyi bir kalıpla çevrelemiştir. Her varlık o doğa üzerine doğar, büyür ve ölür. İnsan dışındaki canlıların fiziksel ve ruhsal doğası, kesin hatlarla tamamlanmıştır. Onlar pencerelerinin boyutlarını değiştiremez. İsteklerini kendi iradeleriyle geliştire-mezler. Çağlar boyunca süt veren inek, asla bal vermeyi öğrenemez.

Anket

Televizyonda dizi izlerken en çok neye dikkat edersiniz: