Çocuk ve oruç


Çocuğun aceleciliğini hepimiz biliriz. Bir şey istediği zaman gösterdiği sabırsızlık bazen öyle bunaltır ki, elimiz ayağımız birbirine dolaşır. Çocuk o an, türlü yöntemlerle isteğinin yerine getirilmesini sağlamaya çalışır; sık sık tekrar eder, yalvarır, kendince tehdit eder, ağlar, bağırır, çağırır; sonunda öyle bir an gelir ki, "tamam" demek zorunda kalırsınız.

Geçtiğimiz hafta bir akşam, iftarı bir akrabamızda yapmış, teravih sonrası evimize dönmek için yola çıkmıştık. Yola çıktığımızın nerdeyse daha ilk dakikalarında küçük kızım su istemeye başladı. Araçta içme suyu kalmamış, etrafta da durup alabileceğimiz bir bakkal da gözükmüyordu. Üstelik, misafirlikten ayrılmadan önce de su içmişti. Benim ve annesinin "Kızım, az sonra evimizde olacağız, sabredebilir misin" şeklindeki ricamızı değil kabul etmek dinlemedi bile. Çocuk sanki bir ağustos günü saatlerce susuz kalmış gibi "su… su…" diye sızlanıyordu. Rastladığım ilk yakıt istasyonundaki alış veriş merkezi imdadıma yetişti. Aracı durdurup su aldım. Suyunu içince o feveran eden çocuk kayboluverdi.

Şunu düşündüm: Kızım bugün, sabahtan akşama kadar su içmeden, yemek yemeden, çikolata tatmadan, cips ve benzeri yiyecekleri atıştırmadan uzak durarak oruç tutmuştu. Bu ona, hiç de zor gelmemişti. İradesine hakim olabilmiş, sabretmişti. Günboyu o kadar sakin, o kadar dingin ve neşeliydi ki… Şimdi neden bu kadar aceleci, sabırsız, tahammülsüz ve iradesiz olmuştu.

Elbette, biz sevmesek de, bizi rahatsız etse de, çocuğun bu aceleciliği ve sabırsızlığı çocuksu bir şey, yani onun tabiatına uygun. Çünkü çocukluk, karakter oluşumunun devam ettiği dönemdir. Çocuk, o yaşlarda henüz sabretmeyi öğrenmemiştir, iradesi zayıftır, çabuk ister, çok şey ister, hemen olmasını ister. Bazen de büyük bir arzu ile elde ettiği bir şeyden hemen vazgeçebilir.

Demek ki, oruç, çocuğu farklı bir atmosfere sokabiliyor. Çocuğun kendini büyükleri ile aynı işi yapıyor hissetmesi, oruç atmosferinin onu sarması, yaratıcısı ile kurduğu çocuksu iletişim, iftar sofrasının farklı tatları ve sahurun gizemi çocuğu diğer günlere göre daha iradeli, sabırlı, tahammüllü hale getirebiliyor. O minicik bedenlerine ve küçücük yaşlarına rağmen oruç tutma arzularının büyüklüğü biraz da bundan. Ece Ayhan’ın dediği gibi "Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır."

Bu açıdan oruç, çocuğun karakter ve irade oluşum süreci için iyi bir faktör demektir.

Oruç, çocuğun sabretmeyi öğrenmesini, onu bir değer ve alışkanlık olarak benimsemesini, zorunluluk olarak değil bir huzur olarak algılamasını sağlamaktadır. Bu sebeple, çocuğumuza belli yaşlardan itibaren oruç tutmasını, tam gün tutamazsa bile yarım gün tutmasını sağlayabiliriz. Yaşı ilerledikçe zaten kendiliğinden tam gün oruçlu olmaya başlayacaktır.

Özellikle bu yıl ve önümüzdeki yıl, çocuklarımızı oruca alıştırmanın, sonraki yıllarda yaz oruçlarını tutabilmeleri noktasında faydası olacaktır. Çünkü sonra Ramazan ayı, yazın o sıcak günlerine rastlayacaktır.

Çocuğumuz oruçlu olduğu zamanlar onun, sabrı daha çabuk kavraması, içselleştirmesi ve orucunu tamamlayabilmesi için de yardımcı olmalıyız. Sahabeden Rübeybi binti Muaviz’in oruç ile ilgili aktardığı hatırasının bir kısmında der ki, "Oruçlu olduğumuz o günde, çocuklardan herhangi biri yemek isteyecek olsa hemen boyalı yünden vererek iftara kadar oyalanmasını sağlardık."

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Anket

Televizyonda dizi izlerken en çok neye dikkat edersiniz: