warning: Creating default object from empty value in /home/kundak/domains/kundak.org/public_html/kadin/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

çocuk

Çocuğunuza orucu sevdirmek için...

Ramazan'da yeme içme, yatma kalkma düzeninin değişmesi, misafirliklerin ve misafirlerin yoğunlaşması, camilerin daha sık ve uzun süreli ziyaret edilmesi çocuklarda merakla karışık bir heyecanı beraberinde getirmektedir. İşte bu merakla karışık heyecan çocuklara ahlaki değerler kazandırmak, içinde yaşadığı toplumun kültürünü anlatmak ve benimsetmek, din ve dinî yaşayış hakkındaki algısını derinleştirmek anlamında anne-babalar için bulunmaz bir fırsat olmalı ve mutlaka bu kıymetli zaman dilimi değerlendirilmelidir. Peki bu konuda neler yapabiliriz?

1- İyi hazırlanalım: Ramazan bize bir mesajla gelmektedir ve bu mesaj yeme içmenin ötesinde ruhi bir gelişim ve olgunlaşma mesajıdır.

2- Evimizi süsleyelim: Evimizi süsleyebilir, Ramazan'ın kaçıncı gününde olduğumuzu gösteren bir takvim hazırlayabiliriz.

Modern Hurafe:Anne-Babalığı Okula Devretmek

Çocuğunuzu çok seviyor, yetişmesi için olağan üstü çabalara giriyor, yemiyor içmiyor para arttırıyor ve onu gücünüzün yettiği en güzel okula kaydettiriyorsunuz.

Bununla yetinmiyor onu kurslara gönderiyor, özel hocalar tutuyor, üniversiteyi kazanınca da gurbet acısı ile eğitimini aksatmasın diye okuduğu şehre göç ediyorsunuz.

Dinden imandan uzak kalmasın diye eline bir elif-bâ cüzü vererek yazları kursa gönderiyor, Kur’an okumaya geçtiği zamanı düğün bayram kabul edip helvalar ve tatlılar dağıtıyorsunuz.

Çocuk dergilerine onun adına abone oluyor, fuarlara gidip çanta çanta kitaplar alıyor, televizyonlarda reklamı çıkan cd ve dvdlere bir sürü para ödeyip eve getirtiyorsunuz. Televizyonu ve interneti emrine amade kılıyorsunuz hatta.

Çocuk ve oruç


Çocuğun aceleciliğini hepimiz biliriz. Bir şey istediği zaman gösterdiği sabırsızlık bazen öyle bunaltır ki, elimiz ayağımız birbirine dolaşır. Çocuk o an, türlü yöntemlerle isteğinin yerine getirilmesini sağlamaya çalışır; sık sık tekrar eder, yalvarır, kendince tehdit eder, ağlar, bağırır, çağırır; sonunda öyle bir an gelir ki, "tamam" demek zorunda kalırsınız.

Geçtiğimiz hafta bir akşam, iftarı bir akrabamızda yapmış, teravih sonrası evimize dönmek için yola çıkmıştık. Yola çıktığımızın nerdeyse daha ilk dakikalarında küçük kızım su istemeye başladı. Araçta içme suyu kalmamış, etrafta da durup alabileceğimiz bir bakkal da gözükmüyordu. Üstelik, misafirlikten ayrılmadan önce de su içmişti. Benim ve annesinin "Kızım, az sonra evimizde olacağız, sabredebilir misin" şeklindeki ricamızı değil kabul etmek dinlemedi bile. Çocuk sanki bir ağustos günü saatlerce susuz kalmış gibi "su… su…" diye sızlanıyordu. Rastladığım ilk yakıt istasyonundaki alış veriş merkezi imdadıma yetişti.

Çocukların kayıp çağı mı?

Etrafımıza bakınca çocuklarımız için ne kadar çok endişeleniyoruz değil mi?
İnternet çocuklarımız için kötülük saçıyor; sanalda aldatılan ve kötülük ağına düşürülen çocuk haberleri alıyoruz her gün. Çocuklarımızın vakitleri bilgisayar klavyesinde tepinmekle geçiyor.

Çoğunluğu marka bağımlısı oldu; ayranın, şerbetin adını bilmiyorlar ama cola, pepsi, cips olmadan gün geçirmiyorlar.

Babaannesinin ördüğü çorabı veya eldiveni buruşturup kenara atarken vitrinde gördükleri cafcaflı basit bir şeye hemen cüzdan boşaltmamızı istiyorlar.

Bir Çocuğun İmtihanı

Güneşin, dağların ardına çekilmeye meylettiği vakitte, pencereden baharın sarılı-beyazlı ilk çiçeklerinin esen hafif rüzgârla salınışlarını seyre dalmıştım ki, oda kapısının vurulmasıyla kendime geldim.

Bir hastanenin psikiyatri servisinde hafta sonu nöbetçiyseniz ve hastalarını ziyarete gelenlerin sizinle de görüşmek istediklerini biliyorsanız, doktor odasının kapısının da sık sık çalınacağını biliyorsunuz demektir.

Baharı seyrederken bir an için, birkaç metre ötemde, kimi hayatına kendi elleriyle son vermeyi denemiş, kimi takıntılarına yenik düşmüş, kimi sağlıklı düşünme kabiliyetini yitirmiş bir sürü insanla beraber olduğumu aklımdan çıkarıvermiştim. Oda kapısını çalan da bunlardan biriydi.

Cinsel tacize karşı çocuklar, kendi bedenini koruma refleksi ile büyümeli

Çocuklara yönelik cinsel taciz, anne babaların en büyük korkularından biridir. Çünkü, taciz, insan yaşantısını değiştirmesi açısından cinayetten sonraki en ağır suç olarak kabul edilir.

Ailelerin, çocukları böyle bir mağduriyetten koruma ve eğer tacize uğramışsa bunun nasıl anlaşılacağı konusunda bilgi sahibi olması gerekir. Bir çocuğun tacize maruz kalmayacağından hiçbir zaman emin olunamayacağını belirten pedagog Adem Güneş, aileleri çocuklarını tacize karşı eğitmeleri konusunda uyarıyor.

Çocuğunuz Özür Dilemeyi Biliyor Mu?

Hepimiz yapmışızdır. Yaptığı hatanın sonrasında çocuğumuzu karşımıza alıp özür dilemesi için ısrar etmişizdir. Peki bu davranışı yapmamız ne kadar doğru? Evet, çocuklarımıza özür dilemeyi öğretmeliyiz ama bunu yaparken unutmamız gereken şeyler olduğunu da bilmeliyiz.

Uzmanlara göre 7 yaşından önce çocuklar empati kurmakta, karşıdaki kişinin bakış açısını ve duygularını anlamakta zorlanırlar. Yapılan çalışmalar çocukların 2-7 yaş periyodunda "benmerkezci" bir düşünce yapısına sahip olduklarını, bu nedenle olaylara hep kendi açılarından baktıklarını, karşıdaki kişiyi anlamakta zorlandıklarını ortaya koymuştur. Durum böyle olunca çocukların neden özür dilemekte zorlandığını anlamak çok zor olmuyor, ne dersiniz?

Biz yetişkinler bile çoğu zaman özür dilemekte zorlanırken çocuğumuzdan özür dilemeyi beklemek çok adil bir durum sayılmaz. Özür dilemek ayrıca sorumluluk almayı da beraberinde getirir, çocuk özür dilediği zaman

Değişen Kültür ve Aile İçi Sesleniş


Toplum ve kullandığı dil arasında da karşılıklı bir etkileşim vardır. Yani toplumda bir değişiklik meydana geldiği zaman dilde de bir değişim yaşanır. Bunun gibi dilde meydana gelen bir değişiklik de toplumu etkiler ve onu değiştirir. Bu değişimden ev hayatımız da ciddi şekilde etkilenir.

Dil, bir medeniyetin meydana gelmesinde çok önemli bir unsur ve toplumların kültürü, yaşayışı, inanç ve ahlâkıyla son derece irtibatlı. Yani bir toplumun konuşurken, kendini ifade ederken kullandığı dil o toplumun nelere sahip olduğu ya da olmadığı hakkında oldukça bilgi vericidir. Bu durum bireyler için de geçerli.

Teknolojinin Evimize Taşıdıkları

Bilhassa son dönemde teknolojide ulaşılan düzey, kitle iletişim araçlarının, televizyon ve internetin neredeyse her eve girmesiyle dilimiz yoğun bir etki altında kaldı.

Gül Yetiştirmek İçin,Toprak Olmak Gerek Unutmayın.

Çocuk çiçektir;sevgi ve ihtimamla serpilir,güzelleşir..
Çocuklarınızdan asla boşanamazsınız..
Çocuğunuzun sizi her zaman seveceğini bilmenin lezzetini yaşayın..
Bir çocuk annesine de babasına da saygı duymalıdır..
SİZ DE ÖYLE..
Çocuklarınızla birlikte yemek pişirin,daha sonra da birlikte yeyin..
Ailece televizyon karşısında yemek yemeyi alışkanlık haline getirmeyin..
Küçük bir çocuğun bile,evin içinde üstlenebileceği bazı sorumluluklar vardır..
Düzen ve kurallar,çocuklara kendilerini güvende hissettirir..
Dede ve nineler,çocuklarınız için çok değerli birer arkadaştırlar..
Çocuklar görgü kurallarını ana-babalarından öğrenirler..
Dikkat edin çocuklarınız verdiğiniz görgüden ömür boyu faydalanacaklardır..
Çocuklarınızla sık sık başarılarını paylaşın..

Kaynamış süt daha kolay tolere ediliyo

Kaynamış süt daha kolay tolere ediliyor
ABD’de yapılan bir araştırma, inek sütüne alerjisi olan çocukların yüzde 75’inin kaynamış süte alerjik tepki vermediğini ortaya koydu

NEW YORK - ABD’de süt alerjisi olan 100 çocuk üzerinde yapılan araştırmalarda, çocukların kaynamış süte karşı alerjilerinin olmadığı anlaşıldı.

Allergy and Clinical Immunology” dergisinde yayınlanan araştırmada, alerjisi olan 100 çocuğa farklı miktarlarda süt verildi. Araştırmanın başında kaynamış süt içeren çeşitli gıdaları tolere edebilen çocuklara, daha sonra kaynatılmamış süt verildi. Kaynamamış sütü tolere edemeyen ama kaynamışa tepki vermeyen çocuklara üç ay boyunca kaynatılmış süt içeren çeşitli ürünler verilmeye devam edildi.

Anket

Televizyonda dizi izlerken en çok neye dikkat edersiniz: