warning: Creating default object from empty value in /home/kundak/domains/kundak.org/public_html/kadin/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

çocuk

12 soruda bebek anlama rehberi

12 soruda bebek anlama rehberi

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Çelik, annelerin bebek bakımında artık halk efsanesine dönüşmüş bilgilerin doğrularını anlatarak, annelere bir mini rehber oluşturdu...

1-Emziren anne üşütünce kendi karnı ağrır, bebeğe bir şey olmaz!

Anne üşütürse en fazla kendi karnı ağrır, zira soğukta bağırsak kasılma ve hareketleri hızlanır, bu da karın ağrısı olarak hissedilir. Ancak bu fiziksel durumun süt yoluyla bebeğe geçmesi söz konusu değildir.

2-Anne gazlı içecek tüketirse bebekte gaz olmaz

Allah insanı adam yerine koyuyor da kullara ne oluyor?

Allah insanı adam yerine koyuyor da kullara ne oluyor?

Fatih daha yirmi bir yaşında bir delikanlı iken, çağ açıp çağ kapatmayı, İstanbul’u fethetmeyi, gemileri karadan yürütmeyi nasıl başardı?

Bir eğitimci olarak bu sorunun cevabını çok düşündüm. Bu kadar genç yaşta bu kadar büyük başarılar elde etmeyi nasıl başardı Sultan Fatih? Anne babası ve hocaları onu bu kadar iyi yetiştirmeyi nasıl başardı? Ellerinde sihirli bir değnek mi vardı?

Çünkü o bir anne!


'Çünkü...''

Yazıya başlayacaktım ki, o girdi içeriye. Kucağında bir “melek”le. Şefkatin Derya olup taştığı o mahzun kalbin odacıklarında kaybediverdim aklımı. Bir anda altüst oluverdim. Yazacağım yazının başından sürüldüm, bana yazılmış yazının eşiğinde buldum kendimi. Hemen şimdi, sıcağı sıcağına içimde ka(y)nayanları döküyorum satırlara.

Eş Anne Değildir!

Eş Anne Değildir!
Geçelerde izlediğim bir TV dizisinde eşler arası yaşanan bir hadise beni şok etti. Karısının üç çocuğu ile akşam gelecek misafirlere hazırlık yapmada zorlanacağı için ev işlerinde eşinden yardım istemesine mukabil, eşi bunu şiddetle red ediyor ve aralarında çıkan tartışma bir zincir halinde uzayıp gidiyor. Sonuç “marriage consular; evlilik danışmanı”.

Enteransandır evlilik danışmanı olan bayan ısrarla erkek üzerinde yoğunlaşıyor ve görünenden hareketle görünmeyen problemi, şuur altında yatan red gerekçesini anlamaya çalışıyor. Çocukluğundan başlayarak sorduğu bütün sorular kendine göre tesbit ettiği gizli gerekçeyi bulma istikametinde. Sözü uzatmayayım; neticede ana noktayı yakalıyor; erkek ev işleri özelinde eşinden annesi olmasını istiyor.

Kadın Çocuk Doğurmaz, Toplumu Doğurur.

İs­lâm, Müs­lü­man­lar ara­sın­da top­lum­sal, ah­lâ­kî ki­şi­li­ği ge­liş­tir­me­yi amaç­lar. Bu ko­nu­ya iliş­kin nass­la­rın çok­lu­ğu da İs­lâm’ın ah­la­ka ve top­lum­sal kim­li­ğe ne ka­dar önem ver­di­ği­ni gös­te­rir.
Ol­gun ve ka­mil ma­na­da na­sıl bir top­lu­mun sağ­lan­ma­sı ge­re­ki­yor­sa, İs­lâm tüm bun­la­rın üze­rin­de bir bir du­ra­rak, ge­re­ke­ni ya­par. Di­ni­mi­zin te­me­li ara­sın­da yer alan bu top­lum­sal ah­lâk, o ma­na­da kap­sam­lı ve şü­mul­lüdür ki, baş­ka her han­gi bir top­lum­sal eği­ti­min prog­ram­la­rın­da gör­mek müm­kün de­ğil­dir.

İs­lâm’ın üze­rin­de has­sa­si­yet­le dur­du­ğu bu gö­rev de in­sa­na ve­ri­le­rek, ka­dın-er­kek ay­rı­mı ya­pıl­mak­sı­zın “ha­yır­lı top­lum”un olu­şu­mu sağ­lan­mak­ta­dır.

İs­lâm li­te­ra­tü­rün­de, ka­dı­nın da er­ke­ğin de ru­hu­nun Al­lah’tan ol­du­ğu ger­çe­ği, “Rab­bi­niz si­zi tek bir ne­fis­ten ya­rat­mış­tır” (1) hük­müy­le is­pat­lan­mış­tır.

Gülü solan bir dal nedir ki?.

Gülü solan bir dal nedir ki!?.

“Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer” (Tevfik Fikret) Mîrim, bilir misin, kadın bizim an’anemizde beyaz bir çiçek gibidir, mavi bir ışık gibi; hani el değince bozulan ve gölge düşünce küsen...

Lekesi olmaz kadının ve asla leke kondurulmaz. Böyle kavl ü karar kılınmış ezelden mîrim, böyle yazılmış alnımıza emanet kaderleri. Bereket fidanlarını büyüten süslü bahçelerce verimli kıldılar kendilerini kadınlar, serdiler ayaklarımıza mutluluğu, sevinci. Kahkahalarında papatyalar açtı hep.

Evren yüklü çağrıların başlığıdır bir kadın mîrim, hayat yüklü güzellemelerin kafiyesidir. En kara ilk akşamlarda bahtımıza en parlak doğan ilk yıldızdır o. Şen sahnelerin perdesini açan da, kapayan da hep bir kadındır yüreklerde. Bir kadın mutlu ise elbet mutludur erkek de. Ev yapan ve ev yıkan da; karları toprak eden ve yeşili yaprak eden de odur.

İp Atlayan Çocuklar ...

Çoğumuz kemikleri biyoloji derslerinde gösterilen iskelet maketlerinden hatırlarız ve kırılıp çıkmazlarsa pek düşünmeyiz onları. Kemik sözcüğünü de gündelik dilde olumsuz bir içerikle kullanılırız genellikle. Oysa, kemiklerimiz vücudumuzun görünmez çilekeşleridir; ağırlığımızı taşırlar ve çeşitli fiziksel stresler sırasında ayakta durmamızı sağlarlar. Bunun için sert olmaları gereklidir. Esas önemlisi ise beyin, omirilik ve kemik iliği gibi yaşamsal dokuların korunağıdırlar. Kemiklerin en önemli özelliği sert olmalarıdır ama bu onların cansız ve hissiz oldukları anlamına gelmez. Bir çok hormonun etkisiyle kemikler uzar ve çocuklar bu sayede büyür. Kemikler, bir taraftan uzarken bir taraftan sertleşir. Örneğin bir yaşın sonunda kemiklerin artık en az 10 kg ağırlığı taşıyacak kadar sağlamlaşmış olmaları gereklidir; yoksa çocuk ayakta durmaya başlayınca “eğrilmeye” başlarlar. Daha sonraki yaşlarda, özellikle de ileri yaşlarda sağlam olmayan kemikler “kırılarak” hatırlatırlar kendilerini.

Çocuklara Kurulan Saatler ...

Daha çok hüzün ve sessizlik çağrıştırsa da sonbahar aslında çocuk sesleriyle dolu bir mevsimdir. Eylülde okullar açılır ve çocuklar heyecanlı konuşmalarına eşlik eden bir yürüyüş ritmiyle, sokaklara dökülen yapraklara basarak evlerine dönerler. Yollarda karşıdan karşıya geçerken trafik ışıklarına pek aldırmazlar ama nesli tükenmiş bazı sürücüler onları gördüğünde sevgiyle araçlarını durdururlar. Anneleri özlemle sarılmak için evin kapısında karşılar, ama onlar hemen mutfağa yönelirler. Ödevler yapıldıktan sonra oğlanlar ara sokaklarda futbol, kızlar ise sek sek oynamaya çıkarlar; onların sevinç yayan küçük-büyük bedenleri ile şenlenir bütün mekanlar.

Eylülde bütün okullar açılır ama ilkokula yeni başlayan çocukların evlerinde yaşanan heyecan başkadır. Okula başlamak, bebeğin ilk gülümsemesi, anneyi tanıması, ilk dişini çıkarması, ilk adımını atması, ilk kelimeyi söylemesi gibi çocuğun gelişim basamaklarını başarıyla çıktığının göstergesidir her şeyden önce.

Çocukluğum, sen ve yokluğun !

Kendimi bildim bileli hep yanımdaydın.O güvenli kanatlarının altında ben huzuru güveni tatmıştım.
Bundan tam 8 yıl önceydi.Gözlerini kapatıp bana veda edişin.Bu nasıl bir vedamış ki yüzünü bile unutmak üzereyim."Kişi sevdiğiyle beraberdir" buyurmuş Yüce Nebimiz (s.a.v.),işte bu sözler olmasa,bu umut olmasa,yüreğimin yangınını nasıl söndürürdüm ..

İnsan zekası gelişiyor

İnsan zekası gelişiyor
İsveçli bilim adamlarının yaptığı 20 yıllık bir araştırmaya göre, insanoğlunun zekâsı sürekli olarak gelişiyor.

Araştırmada, günümüzdeki çocukların hafızasının daha güçlü olduğu ortaya çıktı.

1980'li yıllarda ilk olarak Yeni Zelandalı araştırmacı James R Flynn, insanlığın zekâsının eskiye nazaran sürekli artış gösterdiğini ortaya koymuştu. İsveç'te de 'Betula projesi' adı verilen bir çalışma yeni bulguları gözler önüne serdi.

Stockholm Üniversitesi, 20 yıllık araştırması için, yaşları 25 ila 80 arasında değişen 4 bin 200 kişiyi soru cevap testlerine tabi tuttu. Üniversitenin Psikoloji bölümünde öğretim görevlisi olan Lars-Göran Nilsson, "İnsanın deneyim hafızasının her yeni jenerasyonda daha fazla arttığı gözleniyor" dedi.

Anket

Televizyonda dizi izlerken en çok neye dikkat edersiniz: