warning: Creating default object from empty value in /home/kundak/domains/kundak.org/public_html/kadin/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

anne

Yaşamak Güzeldir Anne

Yaşamak Güzeldir Anne
Anne ben senin oğlunum
Kanayan bir yurdum var
Anne ben senin oğlunum
Sönmeyen bir umudum var

Ellerimi tutma ne olur
Beni ağlatma ne olur
Anne ben senin oğlunum
Bu kavgaya inancım var

Yasamak güzeldir anne
Yasamak senin için
Yasamak güzeldir anne
Yasamak yarınlar için

Ölmek yaşamaktır yine
Halkının yüreğinde
Ölmekte güzeldir anne
Ölmek özgürlük için

Anne seni seviyorum
Sana ihtiyacım var
Anne seni seviyorum
Ciğer delen bir acım var

Çocuklar Annelerini Taklit Ediyor

Çocuklar annelerini taklit ediyor

Erkek çocukları da evde ütü ve temizlik yapmaya çalışıyor; mikserle oynuyor.

Kızlar kadar erkek çocukların da küçük yaşlarda annesini taklit ederek evde ütü ve temizlik yapmaya çalıştığı, mikser ve elektrikli süpürge gibi eşyalarla oynadığı bildirildi.

Selçuk Üniversitesi Mesleki EĞitim Fakültesi Öğretim Görevlisi, İhsan Doğramacı Anaokulu'nun yöneticisi ve müdürü çocuk gelişim uzmanı Figen Güleş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocukların 1 yaşını geçtikten sonra anne ve babayı taklit etmeye başladığını bu yüzden ebeveynlerin dikkatli olması gerektiğini söyledi.

Aileyi ihmalin faturası, kazandıklarımızın çok üstüne çıkıyor


ANNE çok mu yorgunsun?”

“Evet canım. İş yorgunluğunun üstüne tuz biber oldu şu dönüş trafiği. Biraz dinlenip kendime gelmem lazım.”

“Anne… Beni seviyor musun?”

“O nasıl söz öyle yavrucuğum. Bütün anneler çocuklarını çok sever.”

“Bana sarılsana.”

“Gel bakalım yumurcak seni.”

Küçük çocuk annesinin boynuna sarılırken “Zezé haklı” diyordu içinden. Hani şu sıralar okuduğu Şeker Portakalı adlı romanın kahramanı yaramaz Zezé. Gerçekten de fabrika dedikleri yer aslında “her gün insanları yutan, akşam olunca da çok yorulmuş insanlar kusan bir canavardı.”

Resim deyip geçmeyin!

Çocuklar, anne baba ya da arkadaşlarıyla ilişkilerini resimlerle ifade ediyor. Yetişkinler için sıradan görünen bu resimlerdeki her çizginin, hatta noktanın çocuğa göre bir anlamı var.

Çocuklar kendileriyle ilgilenmeyen anne-babayı canavar gibi çizerken, sevdiği insanları meleğe benzetiyor. Antalya Toros İlköğretim Okulu resim öğretmeni Mustafa Nail Kamacı, çocukların farklı bir dünyası olduğunu anlatırken, çizdikleri resimlerin ruh dünyalarını yansıttığını söylüyor. Öğrencilerden bir uçak kazasını çizmelerini isteyen Kamacı, resimlerin hiçbirisinde ölüm olayına yer verilmediğini ifade ederken, "Ya paraşütle atlatmışlar ya da uçmuşlar, ama hiçbirisi ölmemiş." diyor. Kamacı'ya göre, şiddet yaşanan aile ortamlarında çocuklar şiddet uygulayanları canavar, kendisine kızan kişileri kedi gözlü, sevdiği kişileri melek şeklinde resmediyor.

Mesajı aldınız mı?

MEHMET BEY sabahları erken vakit evden çıkar, çocuklarının geleceği için gün boyu çalışır, eve dönüşü ancak akşamın ilerleyen saatlerinde olurdu. Her akşam üzeri, geleceklerini çok düşünen babalarını beklerdi çocukları.

Mehmet Bey yalnızca çocuklarını düşünen biri de değildi. Başkalarını da düşünür, sık sık "Ne olacak bu dünyanın hali?" diye düşünürdü. Eh, dünyayı bu halinden kurtarmak için, ne olup bitiyor, öğrenmek gerekiyordu. O yüzden, eve geldiğinde Mehmet Beyin yaptığı ilk işlerden biri televizyonu açıp karşısına oturmaktı. Mehmet Bey elinde kumanda âleti haber kanalları arasında dolaşırken arada bir cep telefonu da çalar; ve bütün bu ‘rakip’leri yenebilirlerse, çocukları birazcık olsun babalarıyla konuşup oynarlardı.

O gün, Mehmet Beyin oğlu Enes için önemli bir gündü. Enes yaptığı resim için öğretmeninden kocaman bir aferin almıştı.

‘Anne yüreği’ Yaradan’ın hediyesidir sana, anne!

Anneciğim;
Adının önüne yakışacak kelime bulamadım. Bütün güzel kelimeleri kullansam da seni ifade etmeye yetmez, biliyorum. Sen benim annemsin. Dupduru imanınla, sıcacık duygularınla tohumlarımı filizlendiren toprağımsın. ömür ağacım senin toprağında meyveye durdu; dualı nefesin ve çileli gözyaşlarınla olgunlaştı. Dualarınla örülen merdivenlerle aşabildim hayatın yokuşlarını, korkunç uçurumlarını.

Senin gözyaşların gül tomurcuklarına benzer. Seherin en sakin köşesinde herkes uyurken dökülür duaya kalkmış yumuşak avuçlarına. Gözlerinden dökülen billur katreler, benim hayatımda çiçeklenir birer birer. Karanlıklarım dualarınla aydınlanır. ümidim odur ki; yollarımın çamuru, kirlerim, hatalarım, dualarınla arınır. Sen ki; gönül ayağım kaymaya meylettiğinde kilometrelerce öteden bunu hissedersin. çünkü senin gönlün hakiki muhabbete açıktır. şefkat pınarlarını yollarımdan çekersen ne olur hâlim?!..

Sevgiyi Sevmek Zorundayız

Sevgiyi Sevmek Zorundayız
Yüce Yaratıcı kendisini unutanı, kendi haline bırakıyor. Bir Batılı düşünürün ifadesiyle, ALLAH' tan uzaklaşan insan, bizzat kendisinden uzaklaştı. Allah'tan uzaklaşmak, insanlıktan uzaklaşmak anlamına geldi. Bu şekilde kendisinden uzaklaşan insanlar, artık insanlar gibi konuşamıyorlar ama, hayvanlar gibi havlaşıyorlar. Madde itibariyle çok zenginleşen insanlar, yüreklerini fakirliğe teslim etmiş bulunuyorlar. Hep biriktirmek ve daha fazlasına sahip olmak uğruna, hatır gönül dinlemiyen insan, en yakınlarını bile uzaklaştırdı. En çok ihtiyaç duyduğu zamanda bile bulamayacağı kadar uzaklaştırdı. Şimdi Batılı zenginler, önemli bir hastalık geçirdiklerinde, tehlikeli bir ameliyat yaşadıklarında çok seviniyorlar. Çünkü ancak o zamanlarda, yakınlarının sevgisini ve bir parça da olsa şefkatini görebiliyorlar. Maddeci medeniyet insanı sevgi yetimi ve şefkat öksüzü haline getirmiştir.

Ailede Mutluluk gözlerden okunmazsa sözlerden okunur

Aile; insanın dünyaya gelmesinin meşru zemini. Anne ve baba adı verilen mühendislerin,Allah 'ın verdiği çocuk denilen malzemeyi işleyerek topluma, renk renk, çeşit çeşit kişilikte insanları yapılandırıldıkları kurum.

Aile; insanı insan olmaya ve daha sonra da topluma hazırlayan donanma üssü. İnsanı insan yapacak cevherleri şartsız sevgi, doğru ilgi ve değer suyu ile dengeli bir şekilde büyütüp, kendi inandıkları ve yaşadıkları yol haritalarını da eline verip hayat yolculuğuna uğurladıkları ana istasyon. Çocuk önce gözleri ile kendi kitabının besmelesini yazar.

Büyüklerin yapıp ettikleri ilk malzemeleridir. Daha sözleri anlama basamağına çıkmadan, gözleriyle tarar insanları, olayları ve çevreyi. İlk yazılanlar kazılanlardır. Yani hep kalıcı olacaklar ve ona yol göstereceklerdir. Dilden söylenenler kulağa, yürekten söylenenler yüreğe yol bulacaktır. Ve çocuk bunu sezgileriyle algılayıp kaydedecektir.

Annesi babası hayatta olanlar! Sarılın onlara doya doya!

Annesiz bayramlar

Geçenlerde TRT'nin iftar programına konuk oldum. Serdar Tuncer'in Topkapı Sarayı'ndan sunduğu programın seviyesi, kalitesi herkesin malumu. Mukaddes emanetlerin hemen yanı başında yapılıyor çekimler.
Sarayburnu'nun hemen üstünde, sultanların iftar vaktini dualarla beklediği kamelyanın altında. Sohbetin bir yerinde Serdar yüreğimi burkan bir soru yöneltti. 'Galiba Ramazan ayını ilk defa annesiz yaşıyorsunuz.' deyiverdi. Doğru söylüyordu. Vefatından sonra ilk defa Ramazan'ı idrak ediyordum. Bu sual üzerine söyleyecek ne makul sözüm kalmıştı; ne de yapacak makbul bir yorumum. Kem küm etmekten başka çarem yoktu. Nasıl diyebilirdim ki 'Kaybettiğim günden beri onu dayanılmaz bir hasretle anıyorum.' Nasıl ifade edebilirdim ki (ve izah ederken nasıl gözyaşlarıma hâkim olabilirdim ki) onu hâlâ yaşıyor sanarak sık sık telefona sarılıp hal hatır sorasım geliyor..

Anne, babadan daha çok dövüyor

Anne, babadan daha çok dövüyor

Üniversite öğrencileri arasında yapılan araştırmaya göre, her iki gençten biri aile içinde bedensel ceza alıyor. Anneler, babalardan daha çok dövüyor

Araştırmadan çıkan ilginç sonuçlardan biri, çocuklarına, annelerin babalardan daha çok bedensel ceza vermeleri... Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Asude Bilgin'in, 'Aile İçi Bedensel Cezaya İlişkin Bir Çalışma' başlıklı araştırması, dayakla ilgili çarpıcı veriler ortaya koydu.

Anket

Televizyonda dizi izlerken en çok neye dikkat edersiniz: