Eşiniz kaçıncı nikâhlınız?

Teknolojinin baş döndürücü hızla geliştiği, küreselleşen dünyamızda bütün yollar dışarıya açılıyor. Bir ahtapotun kolları gibi, teknolojik unsurların birinden kurtulsak diğerine yakalanıyoruz. Bilgisayar, cep telefonu, internet, televizyon… Hayatımızın adeta doğal üyesi oldular. Ve onlarsız bir iş yapamadığımızı düşünüyoruz. Hatta bu yazıyı bilgisayar ortamında yazdım ve internet aracılığı ile sizlerle paylaşıyorum. Yani bu kadar mecburuz.

Yaşamın devamı ve geçimin temini için mutlaka bir işimiz olmalı. Ve bu işimize bir mesai ayırmak zorundayız. Çoğu zaman çalışma ortamlarımızda ya patronumuz ya da çalışanlarımız ve diğer çalışanlar mevcuttur. Bu insanlarla sosyal ilişkilerimizi düzenlemek ve belirli bir seviyede bu ilişkileri yürütmek gerekliliği vardır. Bu ilişkiler yumağının düzeyli bir şekilde yürütülebilmesi için yerine getirmemiz gereken sorumluluklarımız vardır. Özel çalışma koşullarına tabii olan insanların dışında genelde sabah evden çıkarız, akşama kadar çalışırız. İş çıkışı belki toplumsal yükümlülükleri yerine getirebiliriz. Ve nihayet eve varırız.

Eve varmak, evde olmak mıdır?

Eve varınca hazırsa yemek yenir. Yemekte, önemli olan şeyler kısaca olmak kaydıyla konuşulur ve herkes ilgi alanına göre işine koyulur. Çocuklar ders çalışır, evin hanımı genelde mutfak işleriyle uğraşır. Evin beyi bir elinde kumanda kanallar arasında gezinti yaparken diğer yandan gazetede yer alan büyük puntolu haberlere yoğunlaşır. Bu arada çay gelir. Gözler gazete ve televizyondan ayrılmadan, bardaklar boşalır dolar, boşalır dolar… Evin hanımı, örneğin Hatice Hanım, akşama kadar düşünmüştür, boşa koymuş dolmamış, doluya koymuş almamış ve nihayet eşi Halil Bey’e konuyu açmaya karar vermiştir:

-Halil!

-Hı.

-Şey diyom…

-Ne diyon?

-Bak ne diyecem…

-Yahu kadın ne diyeceksen de. Lafı geveleyip durma ağzında.

Hatice Hanım eşinin çıkışmasına bozulur ama anlatmakta kararlıdır. Lakin Halil Bey’in kendisini dinlediğinden emin olmak ister:

-Ya sen beni mi dinliyon televizyon mu seyrediyon?

Halil Bey, biraz bozulur biraz da sinirlenir ve televizyonu kapatır:

-Al işte kapattım. Rahatladın mı? Söyle bakalım şimdi ne söyleyeceksen.

-Hani şey vardı ya…

-Ya hanım çıkar ağzındaki baklayı. Sen de rahatla ben de rahatlayım. Dur bakayım, yoksa sen benden habersiz bir şey mi aldın. Para isteyeceksin, onun için geveliyorsun değil mi?

-Ya ne alış verişi ne parası. Nerden çıktı şimdi bunlar?

-Ne bileyim ben. İki saattir ağzında bir şeyler geveleyen sensin bana ne soruyon ki?

-Ya anlattırmadın ki bir. İnsanı sıkboğaz etmekten ne diyeceğimi nasıl diyeceğimi de unuttum.

-Yok yok. Bu evde ağız tadıyla oturulmaz, rahat bir televizyon da seyredilmez, gazete de okunmaz.

Halil Bey, bir hışımla ayağa kalkar ve çeketini alıp dışarı çıkar. Belki kahvedeki arkadaşları halinden anlar. Ağız tadıyla iki bardak çay içer. Hem belki tuttuğu takımın maçı varsa onu da rahatça izlemiş olur. Bu arada evde çocuklar gürültüyü ve kapı sesini merak edip odalarından çıkarlar:

-Babam nerde anne?

-Dışarı çıktı yavrum. İşi varmış.

-Ya anne ben babama okuldaki projemi anlatacaktım. Ne zaman gelir?

-Bilmiyorum yavrum. İşi biraz uzun sürebilir.

-Ama haksızlık bu!

-Tamam, yavrum uzatmayın artık. Ödevleriniz bittiyse yatağınıza hadi.

-Ama anne hep böyle oluyor, babam hep dışarı gidiyor.

Çocuklar odalarına çekiliyor ve muhtemelen babayı bekleyerek uykuya dalıyorlar. Hatice Hanım derseniz evin işlerini bitirdikten sonra kumandayı eline alıyor. Hangi sanatçı ne yapmış kiminle olmuş vs. Büyük bir olasılıkla Halil Bey, kahveden eve geldikten sonra Hatice Hanımla sanki küsmüş gibi hiç iletişim kurmadan sessizce yatağına yatıyor. Dinlenmesi lazım. Yarın yeni bir gün. Yine işe gidecek, yine patronun ya da çalışanların çekilmez yüzünü görecek. Akşam eve geldiğinde çocuklar hep bir şeyler isteyecekler en azından hep bir şeyler söyleyecekler. Sahi bu çocuklar bu kadar lafı nerden buluyorlar. Bir türlü bitmiyor lafları. Ya anneleri… O zaten hep konuşuyor. En iyisi hiçbir şey düşünmemek. Evet evet… Hiçbir şey düşünmek direk uykuya geçiş yapmak…

Belki biraz abartılı bulmuş olabilirsiniz. Ama benim gördüğüm ilişkilere ve olaylara siz de tanık olsaydınız, o zaman bana az bile yazmışsın derdiniz.

Okumuyoruz, araştırmıyoruz, ön yargılarımızdan kurtulamıyoruz. Elbette cahil oluruz. Eşimizden, çocuklarımızdan; yani bu günümüzden ve geleceğimizden, yeterli zamanı ve ilgiyi esirgiyoruz.

Esirgemek ne demek, biz hep onlar için çalışıyoruz diyebilirsiniz. Ama arabasını özene bezene temizlemek için tam üç saat ayırabilen, kahvede bütün saatleri boşa harcayan insan için esirgemek lafı aslında biraz hafif kalıyor. Tamam, çalışmak zorundayız. İşiniz birinci nikâhlınız, arkadaşlarınız ikinci nikâhlınız sırada belki arabanız var. İnternetle nikâhlı olanları da unutmadık. Sahi eşiniz kaçıncı nikâhlınız?

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Anket

Televizyonda dizi izlerken en çok neye dikkat edersiniz: