Çocuğunuza nasıl yaklaşabileceğinizi biliyor musunuz?

Bir zamanlar bir adamın hanımı genç yaşta vefat etti. Adam çok sevdiği hayat arkadaşının yasını belli bir süre tuttu. Ama hem akrabalarının hem de arkadaşlarının ona söylediği şey aynıydı: Tek başına hayata devam edemezsin; hem bak, küçük bir çocuğun evde bekliyor, ona bakacak bir anneye ihtiyaç var. Böylece adam yeniden evlendi. Evlendiği kadın çok iyi niyetli, şefkatli bir insandı.
Ama kadın adamın ilk eşinden olan küçük oğluna kendisini bir türlü sevdiremiyordu. Annesinin hatıralarıyla dolu çocuk, üvey annenin bütün çabalarını boşa çıkarıyor, kalbini ona açmıyordu. Yeni anne ona türlü türlü hediyeler alıyor, ama çocuk hediyelerin hepsini ya parçalıyor ya da sokağa atıyordu. Kadın sevgi ve şefkat sözleriyle kendisine yaklaşmaya çalışıyor, gelgelelim çocuk ya oradan kaçıyor veya kadına bağırıyor, kötü sözler söyleyerek üvey annesinin kalbini kırıyordu.
Kadın çaresiz kalmıştı. Sonunda o civarda yaşayan ve hikmetiyle meşhur bir âlime gidip durumunu arzetti. ÂIim onun anlattıklarını dinledi ve:
"Senin müşkilini halledebiliriz" dedi. "Bunun için özel bir büyü yapmak gerekiyor. Bu büyü için de bana bizzat kendi ellerinle bir aslandan kopardığın üç tüy getirmen lâzım. O zaman büyüyü yapabiliriz, sen de istediğin şeye kavuşur, üvey çocuğunun seni sevmesini sağlayabilirsin."
Kadın zorlu bir görevle karşı karşıyaydı. Aslan gibi vahşi ve saldırgan bir hayvandan üç tüy koparmak! Bu zor işi nasıl gerçekleştirebileceğini düşündü kadın. Sonunda bir plan yaptı...
Kasaptan birkaç kilo et alıp ormana doğru yola koyuldu. Sonra ormanın derinliklerinde eti yere koyup biraz uzağında bekledi. Bir aslan geldi ve eti yemeye başladı. Kadın onu uzaktan seyretti, eti yemekle meşgul aslan kadının uzaktaki varlığıyla pek ilgilenmedi. Bu hal bir hafta devam etti. Kadın her gün ormana etle gidiyor, eti koyup uzaktan aslanı seyrediyordu. Aslan artık yediği etle uzaktan kendisini seyreden bu kadın arasındaki ilişkiyi kurmaya başlamıştı.
Bir sonraki hafta, kadın ormanın o kısmına gittiğinde her zamanki gibi aslan beliriverdi. Genç kadın bu defa eti aslana doğru attı, ama uzağa gitmedi. Aslan yine kadınla ilgilenmeden eti yemeye koyuluyordu. Her defasında kadının yolunu gözleyen aslan, onun eti kendisine doğru atmasını bekliyordu. Kadınla aslan arasındaki mesafe birkaç metreye inmişti. Bir hafta da böyle geçti.
Üçüncü hafta, kadın planının bir sonraki adımını uygulamaya başladı. Ormanın derinliklerine gitti, aslan ortaya çıktığında eti elinde tutup aslanın gelip eti almasını sağladı. Vahşi hayvan, yemeğini artık onun yanıbaşında yemeye başlamıştı. Her defasında kadın eti neredeyse kendi eliyle ona yediriyor, ne o hayvandan ürküyor, ne de hayvan kadına zarar vermeyi aklından geçiriyordu. Garip bir bağ oluşmuştu aralarında.
Haftanın sonlarına doğru, eti aslana ikram eden kadın, hayvan karnını doyurduktan sonra ona dokunmaya cesaret etti. İlginçtir, hayvan kadının kendisine dokunma girişimine hiçbir tepki göstermedi. Kadın onu okşadı. Ve yelesinden üç tüyü usulca kopardı. Aslan oralı bile olmadı. Karnını doyurmuş yerde uzanıyor ve büyük bir kedi gibi gurul gurul sesler çıkarıyordu.
Kadın kopardığı üç tüyle sevinçle âlimin yanına koştu.
"Getirdim efendim!" dedi, "istediğiniz üç aslan tüyünü getirdim. Şimdi o bahsettiğiniz büyüyü yapabilirsiniz artık!"
Âlim, kadına tebessümle baktı ve şöyle dedi:
"Kızım büyüye gerek kalmadı. Sen vahşi bir hayvana bile nasıl davranılacağını, onun en yakınına nasıl sokulabileceğini, hatta yelesinden üç tüyü bile nasıl koparacağını öğrendin. Bundan büyük büyü mü olur? Bundan sonra yapman gereken şey, bu öğrendiğin yöntemi evindeki o kalbi yaralı küçük aslan üzerinde de uygulaman."
Kadın hem hayret hem de hayranlıkla âlimi dinliyordu. Âlim devam etti:
"İnsanların çocuklarla ilgili en büyük hatalarından birisi aceleciliktir. Onlara sabırla, usul usul yaklaşmak yerine hemen sonuca ulaşmaya çalışırlar. Hikmet silsilelerini atladıkları için de maksatlarının tam tersiyle karşılaşırlar. Sen ise onlara nasıl yaklaşılabileceğini öğrendin, yolun açık olsun!"
***
İnsanız, aceleciyiz, zâlimiz...
Anne-babayız, sevgi ve şefkat adına çok yanlış yapıyoruz...
Öyküdeki âlimin ifade ettiği üzere büyük yanlışlarımızdan birisi hemen sonuca odaklanmak. Diğeri ise aşırı diyebileceğimiz bir şefkatle çocukları başıboş bırakmak.
Sonuca odaklanmak, her ne pahasına olursa olsun çocuğunda belli bir davranışı görmek istemek, elbette ki şefkatsizliği getiriyor. Çocuğun da şahsiyet sahibi küçük bir insan olduğunu unutup onun zahiri hareketlerine yön verme girişimleri çoğu kez de beyhude kalıyor.
Diğer uçtaki, zahiren şefkatten kaynaklanan başıboş bırakma eğilimi de aslında son derece şefkatsiz. Çünkü çocuklar en başta anne-babalarından terbiye görmek üzere gönderiliyor bu dünyaya.
Kanaatimce, anne-babaların çocuklarına geliştirebilecekleri en güzel ve en dengeli yöntem Rabbanî bir terbiye süreci olsa gerek. Rabbimizin bizi şefkatle nasıl terbiye ettiğini, âlemde koyduğu kurallarla bize nasıl çekidüzen verdiğini hep hatırda tutmak gerek. Şefkatin gazabı dengelediği hatta aştığı bir düzen var âlemde. Gazap içinde dahi rahmet ve şefkat tecellileri mevcut.
Meselâ, ateşe elini sokan bir insanın elinin yanması, zahiren gazapsa hakikatte şefkat. Çünkü böyle bir tecrübeden sonradır ki, insan ateşten uzak durabilir ve kendini koruyabilir. Anne-babanın da adilane, dengeli ve tutarlı bir ceza-mükâfat sistemi geliştirmesi bu Rabbanî terbiyenin bir yansıması gibi olabilir. Bu terbiyede çocuk hep şefkatle kuşatıldığını, aldığı cezalarda bile anne-babasının şefkatini hissedebilir.
Ama unutmamak gerekir ki, Rabbanî bir terbiye yöntemini uygulayacak büyüklerin de en başta ahlâk-ı ilâhiye ile ahlâklanması şart. Yani, Allah bizi nasıl halk ettiyse öylece dosdoğru ve tutarlı olmaya; ilâhî muhabbete karşı bir şükran borcu olarak kulluğumuzu kendi kişisel dairemizde yaşamaya; bu kulluğun, suyun testiden sızması gibi, yansıması olarak da ailemizde terbiyedarlığı üstlenmemiz gerekiyor.
Tutarsız, dengesiz, ne zaman şefkat ne zaman gazap göstereceği belli olmayan bir ebeveynin ne kalbinden ne de elinden Rabbanî bir çocuk terbiyesinin çıkması mümkün değil.
Uzun lafın kısası, hikmet basamaklarına riayet eden, gözle görülür davranışları değil çocuğun ruhundaki değişimi esas alan bir terbiye ve disiplin, ancak hem anne-babanın hem de çocuğun kulluk bilinciyle gerçekleşebilir.
Murat Çiftkaya

çok hoş

sevgili yazar murat bey okadar güzel bir yazı ilen karşı karşıyayim ki çok muhteşem bir hikaye ınan çok memnun oldum.başarıların devamini diliyorm.allah razı olsun

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Anket

Televizyonda dizi izlerken en çok neye dikkat edersiniz: