Anne olmak bir sanattır

Anne olmadan önce, sıcak yemekler pişirir ve yerdim. Elbiselerimde küçücük bir leke bile olmazdı. Telefonda sakin görüşmeler yapardım.

Anne olmadan önce, istediğim kadar geç yatar ve bunu dert etmezdim. Saçımı ve dişlerimi her gün fırçalardım.

Anne olmadan önce, evimi her gün temizlerdim. Ne oyuncaklara takılırdı ayağım, ne de ninnilerin sözlerini unuturdum.

Anne olmadan önce, çiçeklerimin zehirli olup olmaması umurumda değildi. Bağışıklık sistemi diye bir şey yoktu dünyamda.

Anne olmadan önce, üzerime ne kimse kustu, ne çişini yaptı.

Anne olmadan önce, bütün kontrol bendeydi, bütün gece uyuyabilirdim.

Anne olmadan önce, doktorların tahlil ya da iğne yapabilmesi için ağlayan bir çocuğu asla susturmadım. Yaşlı gözlere bakıp, asla ağlamadım. Basit bir gülümsemeye asla dünyaları vermedim. Bir bebeğin uyumasını seyretmek için, hiç geç vakitlere kadar uyanık kalmadım.

Anne olmadan önce, sırf içimden geldiği için uyuyan bir bebeği kucağımda taşımaya devam etmedim. Ağrısı dinmediği zaman kalbimin asla milyonlarca parçaya bölündüğünü hissetmedim. Bu kadar küçük bir şeyin hayatımı bu kadar çok derinden etkileyebileceğini hiç düşünmedim. Birisini bu kadar çok sevebileceğimi, anne olmayı bu kadar çok isteyebileceğimi hiç aklıma getirmedim.

Anne olmadan önce, yüreğimin bedenimin dışında atabileceğini bilmezdim. Aç bir bebeği beslemenin ne denli özel bir şey olacağını anlamazdım. Anne ile bebeği arasındaki o bağdan haberim yoktu. Bu kadar küçük bir şeyin bana kendimi bu kadar önemli hissettireceği aklıma gelmezdi.

Anne olmadan önce, hiç gece yarısı her on dakikada bir kalkıp her şeyin yolunda gidip gitmediğine bakmadım. Anne olmanın sıcaklığını, lezzetini, yürek acısını, muhteşemliğini, duygusal doygunluğunu hiç tatmadım.

Anne olmadan önce, bu kadar çok şeyi hissedebileceğimden habersizdim.

Anne olmak çok özel

Çocuk, aile için gerçekten büyük bir nimettir. Aile bir bahçeyse, çocukta o bahçenin en güzel ve envai çeşit çiçeğidir, gülüdür. O güzel yavrunun tebessümü veya kahkahası, aile için en büyük mutluluktur. Çocuk kokusu, cennet kokusudur.

Anne; üreten, seven, güvenen, fedakârlık gösteren, üzülen, acı çeken, mutlu olan, koruyan, hata yapan, özür dileyen, affeden, şükreden insandır. Öncelikli olarak, insan olmayı hak eden, seven ve sevmeyi öğreten, bu konuda örnek olan bu kişi, eli öpülesi, “öf” bile denilmemesi, saygı duyulması gereken kişi.

Anne, çocuklarının sadece doğumu konusunda değil, onları büyütüp toplum ile paylaşırken de fedakârlığı elden bırakmayan ve bu sayede toplumun oluşmasına katkı sağlayan üreticilerdendir.

Anne olmak öyle dışardan görüldüğü kadar da kolay değildir. Annelik, zorunda olarak öğrendiğimiz bir duygu ve davranış değil. Anne olduktan sonra, anne olmayı ve anne olmanın getirdiği sorumlulukları unutmak gibi bir seçeneğimiz de yok. Anne olmak, Yaradan’a en yakın olmak; anne olmak, kendinden olan o parçaya ömür boyu göz kulak olmak, yaşamın en büyük sorumluluğunu almak. Anne olmak, fedakârlıklara açık olmak… Anne olmak, çocuğunun hem fiziksel hem de kişilik gelişimine en olumlu katkıları sağlamak için çabalamak… Anne olmak, çocuğuna hayatın kurallarını öğretmek, ama öğretirken de onu ürkütüp korkutmamak, iç dünyasını zedelememek… Anne olmak, çocuğa isteklerine ulaşabilmesi için ihtiyacı olan güveni vermek, ama onu şımartmamak. Yani anne olmak, çok hassas ve ince bir çizgide yürümektir. Çünkü yapılan her hata, insanı geriye götürebilir. Fakat bu geriye dönüşün faturası ağır olmaktadır.

Annenin, “şimdi böyle oldu, ama bir daha ki sefere olmaz, daha dikkatli oluruz” deme gibi, bir lüksü de yok. Anne olunduğunda, dün ya da yarın yok, bugün ve şimdiki zaman vardır. Çünkü yapılan ve yapılmakta olan her şey, bugünle ilgilidir. Bugün çocuğumuzu seviyoruz; “dün onu sevmiştim, bugün dursun, yarın yine severim,” dememiz mümkün mü? Ya da, “sabah karnını doyurmuştum, şimdi geçsin, bir de akşama yediririm,” diyebilir miyiz? “Bugüne dek ona çok ilgi gösterdim, biraz dinleneyim, haftaya yine ilgilenirim,” şeklinde bir yaklaşım ne kadar doğru olabilir? Bu örnekleri çoğaltabiliriz, ama sonucu asla değiştiremeyiz. Çünkü anne için, dün ya da yarın yok, sadece bugün vardır. Çocuk bugünde yaşar, öyleyse anne de bugünde anne olmanın sorumluluğuna vakıf olmalıdır. Bu belki de anne olmanın en zor yanı. Anı yakalamak ve o anda, çocuğun ihtiyacı olduğu zamanda onunla birlikte olmak.

Kim demiş, “anne olmak kolay,” diye. Evet, inkâr edilemez bir gerçek, keyif vericiliği ve mutluluğu… Ama aynı zamanda da zorluğu... Özellikle de ilk çocukta anneler, nasıl davranacaklarını bilemez ve hep deneme-yanılma yoluyla çocuklarını keşfetmeye çalışırlar. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Bir de buna, babaların yardım etmemelerini de eklersek, işimizin daha da zorlaştığı gün gibi ortadadır.

Bu kadar zorluğa ve öneme rağmen, anne olma okulu da yoktur. Bilirsiniz, her mesleğin bir okulu var. İstediğin mesleği edinmek için önce bir okula yazılıyorsun, sonra belli sınavlardan geçip bir 4 yıl daha o meslek üzerine eğitim alıyorsun. Sonra da mezun olmak için yeterli bilgiye sahip olup olmadığın ölçülüyor. Eğer derslere yeterince çalışmadıysan, okula gitmeyip devamsızlık yaptıysan bir de kaydın siliniyor. Yok, eğer istemeyip meslek değişikliği yapacaksan da yine aynı yollardan geçip başarı göstermen sonucu istediğin meslek sahibi oluyorsun. Şimdi aynı olayı anne olmak için düşünün. Anne olmak için gireceğimiz bir okul var mı? Annelik sınavı? Annelikten sınıfta kalma? Devamsızlıktan dolayı atılma? Tercih değiştirme? Ya da kişiliğimize göre çocuk seçimi ya da yeteneğimize göre çocuk seçimi gibi bir alternatif???...

Kişiliğimiz ve yeteneklerimiz ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, anne olduysak bunların bir ön şartı yok. O halde nereden ve nasıl öğreniyoruz anne olmayı? Genlerimizdeki şifrelerden ve modellediğimiz kendi annelerimizden... Geçmiş zamanlarda pek yaygın olmasa da kitaplardan, uzmanların verdiği seminerlerden ve kendi araştırmalarımızdan. İşin en değişmezi ise, anne olmayı öğrenmenin sonsuz bir süreç olduğu… Yani anne olmak, kadının tüm yaşamına dağılmış ve tüm yaşamını kapsayan bir öğrenme sürecidir.

Hatırlatmamız gereken ufak bir nokta var. “Kitaplarla da annelik öğrenilir” dedim ama… Nasıl ki sadece kitaptan öğrenerek araba kullanmayı beceremezsek, sadece kitap okuyarak da çocuk yetiştiremeyiz. Çünkü çocuğumuz, dünyadaki çocukların hiç birine tıpa tıp benzememektedir. Bir eşi olmayan yepyeni bir varlıktır. Bunu abartı olsun diye söylemiyorum. Düşünsenize, dünyada parmak izleri herkesin ayrı değil mi? Peki bebeğinin parmak izine uyan bir tek kişi var mı, annesi olarak sen de dâhil olmak üzere? Hayır yok. İşte, bebeğin parmak izleri için geçerli olan bu durum, onun fizyolojik ve psikolojik varlığı için de aynı derece de geçerlidir. Bebeğimize özgü genlerin aynısı, ondan başka kimsede yoktur ve hiçbir zaman da olmayacaktır. Bunu akıldan çıkarmamak gerekir. Çocuk eğitimiyle ilgili kitaplar olsun, seminerler olsun, bunların hepsi sadece kabataslak rehberlik edebilir. Bir anne, çocuğunu başka hiç kimsenin tanımayacağı, bilemeyeceği biçimde tanır. Onun için hep söylerim, “her çocuk kendi kitabını yazar” diye. İşte iyi bir anne, kendi çocuğunun kitabını yazan annedir

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

Anket

Televizyonda dizi izlerken en çok neye dikkat edersiniz: